Random Image

Güney Kore olmak mümkün mü?

Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Platformu ÜSİMP 5. Ulusal Kongresinden...

Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Platformu (ÜSİMP) 5. Ulusal Kongresi, Sabancı Üniversitesi, eş başkanlığını yaptığım TÜSİAD-Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu ve İstanbul Sanayi Odası'nın işbirliği ile 21-22 Haziran 2012 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi'nde gerçekleşti.

ÜSİMP, üniversite ve sanayi işbirliğinin yaygınlaştırılarak, ülkemizin rekabet gücünü arttırmak için öneriler geliştirilmesi amacıyla çalışan, bu iş birliğinin daha profesyonel bir seviyede yürütülmesini hedefleyen son derece başarılı bir platform.

Ana teması, "Üniversite Sanayi İşbirliği Sürecinin Yönetimi" olan USİMP'in 5. Kongresinde ben de, son 6 yıldır liderliğini yaptığım şirketlerimizin rekabet gücü için çok önem verdiğim, zaman ayırdığım Ar-Ge temasına uyan "Sanayide/Üniversitede Stratejik Ar-Ge Yönetimi" oturumuna başkanlık yapma şansına sahip oldum.

Oturumdaki konuklarım, Ege Üniversitesi Bilim, Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Fazilet Vardar Sükan ve Türkiye'nin Bilgi ve İletişim Teknolojileri alanında önde gelen kurumlarından bir olan Netaş şirketinin CEO'su Sn. Müjdat Altay idi.

Sizlere, oturumda da paylaştığım, Türkiye'nin dinamikleri ve Ar-Ge'nin yerinden ve bu yoldan daha önce yürümüş, bir başarı hikayesi olmuş Güney Kore ile Türkiye arasındaki kıyaslamadan bahsetmek isterim.

Türkiye ve Ar-Ge'de büyüme fırsatları

Fırsatlar nelerdir?

Türkiye'nin 2023'te ilk 10 ekonomiden biri olma hedefini gerçekleştirmesi için ciddi oranda katma değer ve verimlilik artışına sahip olması gerekiyor. Cari açık gerçeğimizi de göz önünde bulundurunca bizlere bu hedefe ulaşmamızı sağlayacak en büyük fırsatın, Ar-Ge ve yenilikçi yaklaşımlarla yapılacak atılımlarda olduğunu görüyoruz.

Ekonomimizdeki istikrarlı büyüme ivmesi, genç nüfus avantajımız ve bunun nitelikli iş gücüne çevrilmesi konusundaki odaklanma ve Ar-Ge'ye yönelik ciddi teşviklerin yer aldığı bir dönemde olmamız, söz konusu Ar-Ge''de lig atlamak için tarihi bir yol ayrımı ve fırsat döneminde olduğumuzu gösteriyor. Ar-Ge süreçlerinin dinamik ve işbirliklerinden fayda sağlayacak şekilde yönetilmesini ise oldukça kritik bir önem kazanıyor.

Hükümetimiz, 2023 vizyonuna "Ar-Ge harcamalarının GSMH'nın mevcut % 0,8'den, %3'e çıkarılması" hedefini koydu. %3 bugün dünyada en çok Ar-Ge yapan ülkelerin harcama oranına denk geliyor. Oldukça iddialı, ancak tıpkı Güney Kore'nin başarı hikayesinde olduğu gibi doğru stratejilerle başarılabilmesi mümkün bir hedef...

Güney Kore olmak mümkün mü?

Türkiye'nin bu iddialı %3 hedefi, Güney Kore'nin 1980-2000 arasında gerçekleştirdiği atılımına çok benziyor. 1965'de kişi başı GSMH Türkiye'nin 1/3ü olan Güney Kore, bugün Türkiye'nin 3 katı; 50 yılda 9 katı bir gelişme gerçekten çok etkileyici.

Kıyaslayınca görüyoruz ki:

Güney Kore '60-80'lerde önce teknoloji transferi ile başlıyor. Türkiye'de '80'lerde son teknoloji transferine odaklanıyor.

Güney Kore, teknoloji yoğun sektörlere '70-80'lerde geçiş yapıyor. Türkiye ise 2000'lerin başında bu geçişi sağlıyor.

Güney Kore '80'lerde Ar-Ge kapasitesi yatırımına geçiyor. Türkiye 2000'lerde Ar-Ge gücüne odaklanıyor.

Özetle, 20 yıl gerideyiz... Ortak noktamız, benzer dönem ihracat odaklı sanayi stratejilerimiz. En büyük fark ise, ihracat kompozisyonunda Güney Kore '90'larda orta teknolojili ürünlere odaklanırken, Türkiye buna henüz başladı.

Yazımı bitirirken, "Güney Kore'nin Sabancı'sı" diyebileceğim büyük bir şirketin lideri dostumun dedikleri aklıma geliyor. Ona Güney Kore'nin başarı formülünü sorduğumda;

"Önce eğitim" dedi. Biliyorsunuz, eğitim kalitesinde dünyada en üst sıradalar... Bizimse burada gidecek çok yolumuz var…

"Girişimci bir kültürümüz var" dedi; kopyalama ile başlayan, ama şimdi Ar-Ge ile dünya liderliğine soyunan... Bu açıdan kültürümüzün "kısa vade bakışlı" girişimciliğini, nasıl uzun vadeye yönlendirebiliriz diyorum kendi kendime!

Son olarak da "devlet desteği ile sanayi de kümelenme ve ölçek yakaladık" dedi.

Çok zor görünüyor, ama Korelilerin 50'lerdeki yokluk dönemlerinden buralara gelebildiklerini görünce insan gıpta ediyor, neden biz de yapmayalım diye geçiriyor içinden, tüm zaaflarımıza rağmen. Ne dersiniz?

Sevgi ve selamlarımla,

Mehmet N. Pekarun