Yeni Dünyada Üretim... Sil Baştan!
Evvelki ay, Uludağ Ekonomi Zirvesi'nde, "Global Üretim Trendleri" paneline konuşmacı olarak katıldım. "Türkiye'nin Davos"u olmayı da hedefleyen ve ilki gerçekleştirilen bu toplantıda, katılım da, ilk heyecan ve iyi pazarlama ile, oldukça yoğundu.
Panel öncesi yaptığım hazırlıkta, hem üretim konusundaki uzman dostlarımla yaptığım değerlendirmeler, hem de fikir liderlerinin makalelerindeki görüşlerinin şu ana noktalarda kesiştiğini gözlemledim:
Bu maddeleri detaylandırırsak;
"Asya için" Asya'da üretim
1990'lardan beri hızla büyüyen Asya üretimi, 2007'de üretim değeri olarak ABD'yi geçip "dünyanın fabrikası" konumuna yerleşmiş Çin'in liderliğinde büyümesine devam ederken, bu büyüme, artık giderek gelişmiş ekonomilere ihracat yerine, Asya'daki hızla artan yerel talebine odaklanıyor.
Üretim maliyet yapısında keskin değişim
Geçtiğimiz 5-6 sene içinde, özellikle hammadde/enerji maliyetlerinde keskin artış, Asya'daki ucuz işçilik maliyetindeki göreceli yükselme ve taşıma maliyetlerinde artış ve değişkenlik, rejim maliyeti içindeki kalemlerin oranlarında ciddi değişiklere neden oldu. Bunun sonucu olarak da tüm şirketler, nerede, ne ve hangi katma değerle üretim yapacaklarını gözden geçirmek, kısaca "üretim modellerini baştan kurgulamak" zorundalar.
Tedarik zinciri yönetimi, sil baştan!
Birçok sektörün tedarik zinciri, 20 sene öncesinin dengeli dünya ticaret şartlarına göre, ucuz işçilik ve taşıma maliyetlerinden de faydalanacak şekilde kurgulanmişti. Yukarıda bahsettiğim bunca değişikliğe, ayrıca 2008 krizi sonrası hızla değişme trendine giren son tüketici ihtiyaçları ve bir de artan doğal afetlerin neden olduğu tedarik zinciri kesintileri (2011 Japon depreminin tüm otomotiv ve elektronik sanayini etkilemesi) eklenince, tedarik zinciri yönetiminin hem baştan tasarımını, hem de artan bir risk yönetimi önceliğinde değerlendirilmesini gerektirdi.
Yeni teşvikler... Yeni fırsatlar... Ve riskler
2008 krizi sonrası, farklı sebeplerle de olsa, Türkiye dahil birçok ülke, ekonomilerini güçlendirmek için ciddi yatirim teşvikleri açıkladılar, açıklıyorlar. Dolayısıyla dünya pazarlarinda büyümeyi, üretiminde katma değerini arttırmayı, ve rekabetçiliğini arttırmayı düşünen tüm şirketlerin hızla değişen ülke/bölge yatırım dinamiklerini çok iyi anlaması gerekiyor.
Peki, o zaman "buzulun altındaki gerçek" nedir, bütün bunlar hangi temayı ortaya çıkarıyor? Global üretimde artık sadece "düşük maliyetli üretim" kurgulu model yerine, tüketiciye yakın ve maliyet/tedarik değişkenligini yönetmek için "bölgesel üretim" modeli ön plana çıkıyor.
Bu ne demek? Artık eskisi gibi, "dünyada en ucuz maliyet hangi ülkedeyse orada üretmek" yerine, "üretimimi öyle bir ülke/bölgeye odaklamaliyim ki, benim için en büyük/ hızlı büyüyen ve tüketici ihtiyacında yerel çözümlere en çok ihtiyaç olan yerde veya oraya yakın olmalı".
"Tabii ki, yine en düşük maliyetli girdilerin olduğu yerde olmalıyım, ancak üretimimin müşteriye özel kısmını müşteriye yakın yapmayı, bir de tedarik zinciri risklerini yönetecek şekilde birden fazla yerden mal tasarını yapacak şekilde esnek bir üretim modelini hedeflemeliyim."
Söylemesi kolay, yapması ciddi yatırım ve efor gerektiriyor... Ancak yeni dünya üretim dinamikleri böyle bir baştan kurgulamayı ve çevik ve esnek modeli nerdeyse olmaz olmaz kılıyor.
Peki, Bütün Bunlar -ve Özellikle Bölgesel Üretim- Türk Şirketleri İçin Nasıl Fırsatlar Getiriyor? En büyük fırsat bizde; Türk şirketlerinde...
Bu fırsatlar, hem halen en büyük ihraç pazarımız Avrupa ve hem de MENA gibi hızla büyüyen ve coğrafi konum olarak avantajlı olduğumuz bölgede var.
Avrupa deyince, artık aklımıza ilk başta ekonomik zorluk ve durgunluk gelse de, aslında Türk şirketleri için, özellikle hızla değişen tüketim ihtiyaçları ve tedarik riskleri doğrultusunda, örneğin tekstilde olduğu gibi, Asyalı rakiplere göre rekabet avantajı yaratma fırsatı getirdi.
MENA ise, artan tüketim potansiyeli, katma değeri daha yüksek ürün ihtiyacı ile yepyeni bir hızla büyüme döneminin başında. Türk şirketleri de, bu pazarları iyi tanımalarının da desteğiyle, özellikle bu dönemde, bu pazarlarda "first mover" olup öne geçmek açısından çok avantajlı bir noktadalar.
Özetle, global üretimde "bölgesel üretim" modelinin ön plana çıktığı, Türk şirketlerinin de gerek Avrupa gerek MENA olsun ciddi büyüme fırsatlarıyla karşı karşıya olduğu, çok değerli bir değişim dönemindeyiz.
Hızlı ve çevik olan kazanacak; bu iki özellik de bizim kanımızda/doğamızda oldukça mevcut olduğu için de, dönem, Türk şirketlerinin fırsatı yakalayıp kazandığı ve global üretim liginde bir üste çıktığı dönemdir, kaçırmayalım.
Sevgi ve selamlarımla,Mehmet N. Pekarun
