Random Image

Paris'ten "İlk Bakış"...
2013 Sonbahar/Kış Koleksiyonu

Geçtiğimiz hafta, Yünsa şirketimizin pazar ve müşteri dinamiklerini yakından gözlemlemek için Paris'e, "Première Vision" moda ve kumaş fuarına gittim.

"Première Vision"; "ilk bakış" anlamına geliyor... Bu fuar, moda ve tekstil sektörlerini bir araya getiren dünya çapında bir organizasyon. Bir sene sonraki sezonun moda trendleri (bu fuar 2013 sonbahar/kış sezonu içindi) etrafında moda tasarımcıları, konfeksiyoncular ve kumaş üreticileri bu fuarda buluşup, hepimizin bir sonraki kış giyeceği renkler, kesimleri ve kumaşları belirliyorlar; "ilk bakış"ın esprisi de buradan geliyor. Bu yönüyle bir çeşit "geleceğe bakış" olması, ister istemez fuarı gezerken insanı heyecanlandırıyor.

Bugüne kadar birçok farklı sektörde çalıştım; giyim değer zincirindeki kadar hızlı değişen ve yaratıcı bir içerik görmedim desem yeridir... 6 ayda bir; sonbahar/kış ve ilkbahar/yaz olarak yenilenen iki sezon ve birkaç boyutta yenilenen ürünleriyle (renk, kesim, kumaş doku ve iplik karışımı, formal/casual görüntü, vs vs) çok dinamik ve çekici bir sektör.

2013'te neler göreceğiz?

Bu fuarda, moda sektörünü henüz tanıyan biri olarak gördüğüm, duyduğum önemli konular şöyle;

2013 sonbahar/kış vitrinlerinde bu sezona kıyasla, günlük giyimde daha "yünlü, örme görüntülü" kıyafetler revaçta… Takımlık kumaşlarda ise daha az "rahat/casual" ve daha çok "resmi/formal" giyim göreceğiz...

Bu sektörde de "Çin gerçeği" ağırlığını hissettiriyor; bir anlamda Çin'in hızlı artan iç talebi, yün piyasasının da dengelerini oynatacak gibi görünüyor, şöyle ki: Yünlü kumaşın hammaddesinin çoğu Avustralya'daki koyunlardan geliyor ve koyun sayısıyla sınırlı… Çin'de yünlü kumaş kullanımı arttıkça yünün fiyatı uzun vadede yükselecek; yün fiyatı yükseldikçe, yünlü kumaş fiyatlarının artması ve dolayısıyla kumaştaki yün oranının düşmesi tüm dünyadaki tüketicileri etkileyecek.

Yünsa, çok başarılı bir koleksiyon sunumu ve yoğun müşteri trafiğinin yanında, fuara damgasını vuran çok başarılı ve esprili bir reklam posteri kullandı (bkz. ekteki afişli fotoğraf)… Bu sektörde başarılı olan Türk şirketleri, yenilikçi ürünleri sürekli üretebilecek tasarım, ar-ge, ve "müşteriyi dinleme/değişen ihtiyaçları hızlı algılama" yetkinliklerine sahipler ve bunları canlı tutmak zorundalar.

Sıra dışı ve yaratıcı sektör çalışanları, her sezon yenilenen vitrinlerin enerjisi... Bunlar " ilk bakış " ta beni heyecanlandıran dinamikler, gerçekten, hareketi ve enerjisiyle büyük keyif veriyor. Acaba her yıl, her altı ayda bir bunu yapmak da bir rutin değil mi, aynı heyecanı her altı ayda bir korumak mümkün mü? Fuarda gördüğüm, sektörde uzun zamandır var olanlar hala o kadar ilk günün heyecanını yaşıyorlar ki, sanırım bu formülle ayaktalar ve başarılılar...



Bence işin özü, "en rutin/alışageldiğimiz işleri bile nasıl farklı yaparım?"ı özümsemekten, adeta sürekli "ilk bakışın heyecanı" ile bakabilme yeteneğinden geçiyor. Bu sektörün dinamizmi, bu yaklaşımı sahiplenmeyi başarı için şart haline getirmiş; ama bana öyle geliyor ki "ilk bakış" heyecanını bambaşka sektörlerde, hatta kendi hayatımızın rutinlerine de uygulayıp, irili ufaklı yenilikleri günlük yaşantımıza katmak mümkün; ne dersiniz?

Sevgi ve selamlarımla,

Mehmet N. Pekarun